29/6/2007 ·
http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?P=4&cid=3741&rid=156
Yorum (2) Yorum yaz!
15/8/2006 ·
Adamın biri Afrika'da safariye çıkarken yanına minik
köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda
dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken
kaybolduğunu fark etmiş.
Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karsıdan bir
leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor:
- Şimdi başım dertte, diye düşünmüş minik köpek.
Etrafına bakmış yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen
arkasını leoparın geldiği yere dönerek kemikleri
kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi
kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken
minik köpek kendi kendine konuşmuş:
- Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta
bundan bir tane daha var mı? Bunu duyan leopar bir
anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak
dalların arasına saklanmış.
- Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe
yem olacaktım, diye düşünmüş leopar. Bütün bunlar olup
biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun
olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan
sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın
yanına giderek neler olduğunu anlatmış. Leopar köpeğin
yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymuna:
- Atla sırtıma, gidip sunu yakalayalım,
demiş. Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın
sırtında maymunla birlikte süratle kendisine
yaklaştığını fark etmiş.
- Şimdi ne yapacağım, diye düşünürken kaçmaya
teşebbüs etmemiş. Bunun yerine arkasını leoparın
geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş.
Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine
konuşmuş:
- Bu aptal maymun da nerede kaldı? Yarım saat önce
bir leopar daha getirsin diye gönderdim hala haber
yok!
Diplomasi böyle bir şey işte...
Yapabiliyorsan; hızlı düşün, sakin ol, güçlü görün, düşmanını kendi silahı ile yen...
Yorum (22) Yorum yaz!
11/8/2006 ·
Yalnızlığa dayanırım da,
birbaşınalığa asla.
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla.
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam, geçinip gideriz biz mutluluğuyla,
Ama;
Günün aydın,akşamın iyi olsun'diyen
biri olmalı
bir telefon sesi çalmalı arasıra da olsa
kulağımda.
Yoksa,
Zor degil, hiç zor değil, demli çayı bardakta
karıştırıp,
bir başına yudumlamak doyasıya,
Ama:
Çaya kaç şeker alırsın?'
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
CAN YUCEL
Yorum (8) Yorum yaz!
5/8/2006 ·
Yorum (4) Yorum yaz!
26/7/2006 ·
Çaktırmayın doğumgünü çocuğuyum bugün bennn...
İYKİ DOĞMUŞUM dimi biliyorum zaten :)))
e hadi kutlayın beni ne duruyosunuz..
Yorum (12) Yorum yaz!
24/7/2006 ·
dün erkenden uyandım,
bi pazarım var uyuyarak heba etmiyim didim,
her pazar böleyim ben..
erkenden kalkar kahvaltımı eder, gazeteleri kucuklar,
sonra günüme bakarım en güzel nasıl geçirebilirim diye..
yaff anlamıyorum arkadaş!!
oraya gideyim, onu yapayım, bunu yapayım derken akşam oluverdi gün bitti.
o koskoca zaman nasıl geçti, ben naptım, saat mi koşturdu ben saati mi koşturdum,,kimler zamanı koşturdu anlamadım ...anlamıyorum...anlamak da istemiyorum..
hadi bakalım gel bide bugüne bak, sabahtan beri yapmadığım iş kalmadı ptesi yoğunluğu malumunuz.niye geçmiyo zaman.. hımm ..niye bitmiyo hala şu mesai..niye ben hala çalışıyorumm..
niye haftaiçi çabucak akşam olmuyo da benim güzel pazarımın zamanının peşinden bişiler koşturup çabucak akşamı oldurtuveriyoo ha..
sinirlendim yine ben..
anlamadım ...anlamıyorum...anlamak da istemiyorum..
uzun bi pazar istiyorum ya ben hatta bi kaç günüm pazar olsun..
biri beni kurtarsın yaa..çok mu şey istiyorumm..
ağlamak istiyorumm :(
hayır tatil istiyorumm..çok sıkıldım ben...
Yorum (8) Yorum yaz!
20/7/2006 ·
yorumdan aklıma geldi paylaşayım dedim..
okul yılları..lisede..
hani zil çalar yerine oturmaz da beklersin hoca gelcek diye..ne biliim öyle yapardık artık büyüğüz ya bide (teknik lise okudum ben 4 yıllık) gelmişiz 4.sınıfa hani..neyse..
kalabalıktı etrafım birden boşaldı..kankilerim vardı etrafımda yok oldular..bense diğer sınıfların hocalarına "iyi dersler hocam nasılsınız" bilmemne geyik yapıyorum..ve hocalar da şaşkınlık içinde bi içeri bakıyolar bi bana ama cevap veriyolardı da..birden çok sessiz geldi ortalık ve gayri ihtiyari arkamı döndüm bu sessizlik niye diye bi baktım hoca gelmiş en arkaya geçmiş ellerini beline bağlamış bana bakıyo çok da despot bi kadındı ha..benim saftirik arkadaşlarım bön bön durumdalar..insan bi uyarır ya dimi ama..
meğer ben hocayı soldan beklerken sağdan gelip sınıfa girmiş..
çabuk geç yerine demişti bana ama çok utanmıştım..hi hi:))
var mı anılarını depreşen hadi çizittirin bişiler ben de çizittireyim sonra gelir okurum..
Yorum (12) Yorum yaz!
20/7/2006 ·
Ben cocukken cok salaktim.
Edip Akbayram'in ismini Edi zannederdim. Yani o, benim icin "Edi Pakbayram"di.
Ablama, "Nasil olup da koca bir gunu canin sıkılmadan evde oturarak geciriyorsun?" demistim. "Buyuyunceinsanin cani sokakta oynamak istemez ki" cevabini vermisti. Uzunca bir sure buyuyup buyumedigimi anlamak icin kendime, "Canin sokakta oynamayi istiyor mu?" diye sormustum.
Annem erkegin cinsel organini "pipi" kadininkini "kutu" olarak tanimlamisti. O zamanlar TRT'de Cenk Koray'in sundugu "Tele Kutu" diye bir yarisma vardi. Yarismacilar, "Hayir Cenk Bey. Ben kutumu acmak istiyorum" deyince kosarak odadan kacardim.
Sabahlari kalktigimda aklimin hala yerinde olup olmadigini anlamak icin 2+2, 3+4 gibi toplama islemleri yapardim. Sonuclar dogru olunca da cok sevinirdim.
Dedemle parka gittigimiz bir gun TRT'ciler cekim icin oradaydi. Beni oynarken cektiler. Yayin gunu bizim aile jeneriginde gozuktugum cocuk programini izlemek icin televizyon basina gecti.Kendimi ekranda gorunce, "Beni niye parkta unuttunuuuz?" diye gozyaslarina bogulmustum.
"Geri vites" kavramim yoktu. Sofor, kolunu koltuga atip arkaya dogru bakinca araba otomatikman geri geri gidiyor zannederdim.
Benden buyuk kuzenlerim dondurmacilarin dondurma kulahlarinin sivri kismiyla kulaklarini karistirdigini soylemisti. Inanmistim. Hala da kulahlarin sivri kisimlarini yemem. cope atarim.
Babaannem bir gun gelirse sevdigim dizilerin olmadigi bir gun gelsin istiyordum.
Abimle Karaoglancilik oynardik. O Karaoglan olurdu, beni de Bizans askeri yapardi. Sonra evire ceviredoverdi. cok muhim bir sey yaptigimi sandigim icin canim yansa bile hic sesimi cikarmazdim.
Yesil ve siyah zeytinin ayri agaclarda yetistigini sanirdim.
Bulmacalardaki, "Annenin erkek kardesi" kismina dayimin bes harfli ismini sigdirmaya calisirdim.
Anaokulunda patates baskisi yapmayi ogrenmistik. O kadar hosuma gitmisti ki, evde duvarlara, masa ortulerine filan basmistim.Ancak sanat merakim annemin yeni aldigi beyaz etege patatesi yapistirmamla son bulmustu.Hem gonlunu almak hem de el koydugu patateslerime kavusmak icin dahiyane bir fikirle ogretmenimin yanina gittim. "Annem" yazisini patatese oydurttum. Sevincle eve gelerek soyundum. Renkli boyalara batirdigim patatesi vucudumun her tarafina bastim. Sonra da annemin karsisina gectim. Beni o halde gorunce aglamaya baslamisti.
Madonna ile Maradona'yi kardes zannederdim. Kendi kendime, "Bunlarin babasi ne sansli be. Bir cocugu futbolun krali,biri muzigin kralicesi" derdim
Birinden ozur diledigim zaman Allah'in bana bir ozur verecegini sanirdim. Sakat olacagimi dusunup hemen "diledigim ozru " geri alirdim.
Kurban Bayrami'nda toplanan derilerden ucak yapildigini sanirdim. Ucaklarin dis yuzeyinin bu derilerle kaplandigi icin Turk Hava Kurumu'nun topladigini dusunuyordum. Ucak kacirma filmlerinde silahla ates edildiginde ya da bomba patladiginda, "Ayyy! Deri delindi!" derdim.
"Gil" diye konusanlari fakir zannederdim.
Annem banyodan ciktiktan sonra babamin soyledigi, "Sihhatler olsun" lafini "Saatler olsun" diye anlardim. Bunun da, "Banyoda amma cok kaldin" gibi bir sey demek oldugunu sanip babamin anneme kizdigini dusunurdum. Annemin buna karsin niye sadece, Sagol" dedigini merakederdim. "Ne kibar kadin, derdim
Yorum (4) Yorum yaz!
10/7/2006 ·
Temel birgün son model bir mercedes araba ile Trabzon'a gelmiş ve arkadaşları ile muhabbete başlamış;
Konu arabalardan açılınca, Temel başlamış arabasını övmeye, Almanlar ne kadar zeki insanlar yahu, yaptıkları araba dört dörtlük. Şöyle iyi araba, böyle rahat araba, çok hızlı araba vs. neyse böyle konuşulurken iş iddiaya binmiş ve Temel 'Ben arabamla Trabzon'dan Samsuna 4 saatte giderim' demiş.
Arkadaşları gidemezsin demişler. Temel hemen heyecanlanarak arabasına binmiş ve 'gideyimde görün uşaklar'demiş.
Arkadaşları 'iyide biz senin oraya ne zaman vardığını nereden bileceğiz demişler.'
Temel'de 'Samsun'a varınca telefon ederim.' demiş.
Ordan hemen biri atılmış ve 'iyide Samsun'dan aradığını nereden bileceğiz. Sen git şu kişiyi bul ordan, o bizi arasın.' demiş.
Temel adresi alarak yola çıkmış ve 3,5 saatte Samsun'a varmış, sözü edilen kişiyi bulmuş ve Trabzon'a telefon etmişler.
Arkadaşları Temel'e 'oooo Temel iddiayı kazandın tamam hadi gel' demişler ve başlamışlar Temel'i beklemeye.
Aradan 5 saat geçmiş Temel yok. gece olmuş Temel yok.
Arkadaşları 'nerde kaldı bu yahu' diyerek evlerine gitmişler. Sabah erkenden herkes birbirine 'Temel geldimi? ' diye sormuş ama kimseden cevap yok.
O gün de Temel efendi Trabzon'a teşrif etmemiş.
Ertesi gün sabah yine yok, öğleden sonra çıkmış gelmiş!.
Arkadaşları Temel'e hemen 'yahu Temel Samsun'a 3,5 saatte gittin 3 günde ancak döndün, ne oldu uşağım' demişler
Temel de ' Sormayın be arkadaşlar bu Alman'lar ne gerizekalı bir millet' demiş.
Arkadaşları ' Ne oldu Temel' demişler
Temel ' Şu güzelim arabayı yapmışlar, 5 tane ileri vites koymuşlar ama 1 tane geri vitesi koymuşlar' demiş.
Yorum (11) Yorum yaz!
6/7/2006 ·
gerçekmiş bunlar...ne komedi...:))
Sene 1992, üniversite yılları. Anneannemin hac parasıyla zar zor bir bilgisayar kapatmışız ama printer'a para kalmamış. Aksam vakti printer'i olan bir arkadaşa gidip aleti ödünç aldım, eve dönüp proje çıktısı alacağım. Ankara'da her kış olduğu gibi yerler yine buz. Kayıp düşer de alete bir zarar veririm korkusuyla bir taksiye bindim. Daha iki dakika olmadan polis çevirdi, taksici kenara çekti, sonra arabadan indi, kimliğini gösterdi. Ben kucağımdaki cihazın inmemek için uygun bir bahane olduğu düşüncesiyle elde kimlik arabada bekledim. Polis abi geldi, kapıyı açtı, ve aramızda şöyle bir diyalog geçti: -O ne len ööle? -Printer -(yanındaki öteki polise dönerek) Ecnebi oolum bu. Sonra gülümseyerek kapıyı kapattı,güle güle manasına ikisi birden el salladılar, tekrar yola koyulduk. 500 metre kadar gittikten sonra şoför gene kenara çekti. Çünkü gülmekten arabayı kullanamıyordu. -------------
Olay ODTÜ'de geçiyor. Dışarıda bahar havası; amfide matematik dersi, hem de İngilizce. İnsanlar seçimlerini doğru yönde kullanmış olacaklar ki 100 kişilik sınıftan anca 15-20 kişi var içerde,onlar da kâğıt falan oynuyorlar. Bir tek en önde bir kızcağız dersi dinliyor.. Aklına bir şey takılıyor hocaya İngilizce soruyor Şuradaki nevaleyi tekrar anlatır mısınız? diye... Hoca eyvallah diyor, dönüyor, başlıyor bütün konuyu yeniden, ama bu sefer Türkçe anlatmaya. Bitiriyor, kıza dönüyor, Şimdi anladın mı diye soruyor. Kızdan gelen cevap yarım yamalak bir Türkçe ile "Ama hocam siz Türkçe anlatıyor ben anlamadı." Hoca dumur, amfi yerlerde...
Ders yine matematik. Hoca büyük bir şevkle anlatıyor. Tamamen konuya konsantre olmuş. Ama tebeşirinin ufacık kaldığını farkediyor. uyuklayan bir öğrenciye "e hadi çık tebeşir bul yan sınıftan" diyor. Çocuk çıkıyor. Ama yan sınıf diye ayni amfiye diğer kapıdan giriyor Ve yine bizim hocaya "hocam yan sınıftan tebeşir istiyorlar" diyor. Hoca da derse konsantre ya, "ya ben de az önce bi öğrenci gönderdim alsın diye. Bizde de yok" diyor. Çocuk da "haa tamam" diyip çıkıyor. Sonra diğer kapıdan tekrar girip "yokmuş hocam. Aa nasıl yani ya" diyince hoca da öğrenci de durumu farkediyorlar. İnanılmaz ama gerçek.
Devlet tiyatrosundan bir arkadaş, bir oyun için mi ne artık,Akçaabat'a gitmiş. Ekip olarak şehir merkezine gelmişler. Kafalarını kaldırınca koca bir bez afiş görmüşler. Şöyle yazıyor; "..Ben de sporcunun zeki, çevik ve ahlâklı olanını severim. AKÇAABAT BELEDIYE BAŞKANI”
Seyyar satıcının biri Anadol pikabıyla bir şeyler satmak için megafonuyla gürültülü bir şekilde bağırmaktadır: -Domates, biber, patlıcan... Arkadan trafik polisi: -Seyyar satıcı kenara çek! Satıcı megafonla; -Annaşıldı tamam! diyor.
Uludağ Üniversitesi bahar şenliklerinde geçiyor olay. Kalabalıktan uzak bir fakültenin yakınlarındaydık. 100 metre ileriye bir helikopter indi. Aletten biri eğilerek indi ve bir talebeye yaklaştı. Takriben 1 dakika konuştuktan sonra adam helikoptere bindi ve tekrar havalandılar. Biz biraz şaşırdık nooluyor diye ama esas bomba o talebeye adamın ne sorduğunu sorduğumuzda inmişti beynimize. Adam adres sormuş. Benden bu kadar.
Malum servis şoförümüz sıkışan trafikte hareket edemez halde beklerken (gayet de haklıydı, çünkü önündeki arabalar kuyruk olmuştu) arkadan kornaya basan araç sahibine camdan sarkarak "pokemon'muyum ben kardeşim arabaların üzerinden uçayım" diye bağırarak tüm servisi yere yıkmıştı
Hafta sonu ÜSTÜ AÇIK ŞAHİN gördüm... Artık hiç bir şey beni şaşırtamaz
Bodrum'da veya Datça'da küçük bir lokantanın camında "23 saat açığız" yazıyordu :)) Hizmet hizmet bi yere kadar di mi, biraz da kendimize zaman ayıralım.
İzmir Konak'ta bir köfteci gördüm adam tezgahını açmış çiğ köfte satıyor kocaman da bir tabelası var önünde fiyatların yazdığı.. Aynen iletiyorum: Kampanya . TANE: 125 bin 2 TANE 300 bin
Abi çaycının prensibi olur mu,demeyin. Bizim çaycının cama yazdığı yazılar bunlar: 1. Sıcak çay 150.000.TL. 2. Saat beşten sonra çay yoktur, Israrcı olmayınız. 3. Tek çay için yukarı çıkamam gelip kendiniz alın
Lisedeyiz...Geometri dersi... Ders kaynasın diye yapmadığımız muzırlık yok. Hoca tahtaya şekil çizerken, okulun bayağı yakınından bir savaş uçağı geçti. Bizden biri: - Aaa hocam uçak geçiyo! Hocamızdan cevap: - Elleme geçsin!!! Sınıf komple kısa devre... __._,_.___
Yorum (13) Yorum yaz!
« Önceki ::